Biz iletişimciler için kural sanırım yıllarca bu soruya cevap vermek zorunda olmak. Tam olarak, iletişimciler genellemesi yapmak doğru olmayabilir aslında. Çünkü televizyon/sinemada ne yaptığınız bellidir, izlenirsiniz; gazete/dergide yapılan bellidir, okunursunuz; radyoda dinlenirsiniz ama, halkla ilişkiler (PR) için durum çok daha farklıdır; çünkü elle tutulur, gözle görünür objeleriniz yoktur ya da sınırlıdır.
Hele ki bu işi taşrada icra etmeye çalışıyorsanız, vay halinize(!) Çünkü “bizim PR’a ihtiyacımız var, gelin bakalım, gösterin bize neler yapabileceğinizi” diyen müşteriler yoktur. Ancak “nee halkla ilişki mi, valla bizim halkımızla ilişkimiz gayet güzel, oldukça da ünlüyüz” tarzı söylemlere sıkça rastlarsınız. Konu tam anlaşılır olmayınca her taraf PR’cı doludur tabii. Herkes bir tarafına tutunmaya çalışır: reklamcı da PR’cıyım der, bir-iki haber servisi yapan da vs.
Tekel olmanın nimetlerinden yararlanan bazı firmalar piyasaya bir iki rakip firma girdiğinde ne yapacaklarından bihaberdir. Üstelik öyle büyük gaflar, iletişim hataları yapmaktadırlar ki fark etmezler. Kısa vadede tüketici de farketmeye bilir. Lakin yıllar her şeyi alt üst edecektir, bu kaçınılmaz. Nasıl ki çevremizdeki tutarsız, ne dediği tam olarak belli olmayan insanlarla bir arada olmaktan hoşlanmıyorsak, aynı durum kurumlar için de geçerlidir; kendini ifade edemeyen, itibar düzeyi flu, hedef kitlesine dokunamayan kurumlar/kuruluşlar ne kadar büyük ve tanınmış olurlarsa olsunlar bir süre sonra kamuoyu tarafından tercih edilmeyeceklerdir.
Ayrıca kurumlar, tahmini risklerini ve böyle durumlarda ne yapacağını önceden belirlememişse, üzgünüm, hiç şansı yoktur. Şöyle de bir durum vardır ki her şeyi ile çok iyi olduklarını, zaten iletişim alanında son derece yetenekliyim, ben biliyorum, diyenlere öyle analizler sunarsınız ki tokat yemiş gibi olurlar. Sonuçları, aslında ne kadar kötü durumda olduklarını kabul ettirebilirseniz, çok şanslısınız.
Evet, bir de böyle bir durum vardır: herkes iletişimcidir, herkes PR’cıdır. Zaten nedir ki, bir iki gazete haberi, bir kokteyl tamam(!) PR’a son derece ihtiyacı olan kurumlar dahi karşınıza geçip, ısrarla, “iletişimim çok iyi, bu işi ben de biliyorum” der. Eyvallah, ama hala berbat görünüyorsunuz, itibarınız 0.2, ne dediğiniz anlaşılmıyor, kim olduğunuz belli değil, hiçbir sosyal yönünüz yok. İş hedefleriniz bile net değil ki iletişim hedefleriniz olsun. Masa başında birkaç kişi toplayarak ya da yönetim kurulu ile olmaz bu işler.
İletişim, halka ilişkiler bilimdir. Ve eğitimleriniz, gelişiminiz, kariyer hedefleriniz bu yönde değilse, sadece bu alan üzerine çalışmıyorsanız halkla ilişkilerci olamazsınız. Sözünü ettiğiniz iyi iletişimcilik de sadece arkadaş sohbetlerinde, içki masalarında işinize yarar. Yani, firmanız ile ilgili yapacağınız bilimsel araştırma/ölçümleme/değerlendirme çalışmalarını yapmakta yetersiz kalırsınız. İş hedeflerinizi ortaya koyarsınız ama bununla ne yapacağınızı bilemeyebilirsiniz. Kime, neden kendinizi anlatmanız gerekiyor; bu aklınıza hiç gelmemiş olabilir. Diyelim ki kime ne ve neden diyeceğinizi buldunuz, peki nasıl diyeceksiniz(?) Kimseyi alakadar etmeyen birkaç etkinliğinizi üstelik haber metni olmaktan çok öte bir şekilde yazıp, gazetelere servis ederek her şeyi başardığınızı mı sanıyorsunuz? Kaç gazetede kaç haberinizin çıktığını mı hesaplıyorsunuz? Peki neden? Ne olur ki gümbür gümbür haberleriniz çıksa gazetelerde hergün? Nasıl dediğinizden ziyade ne dediğiniz daha önemli ve söylediklerinizin planlı, tutarlı olması gerekir. Pek akla gelmez ama gazete haberlerinizin geri dönüşü ne, ölçebiliyor musunuz?
Velhasıl:
İş dünyası! Sizin bize ihtiyacınız var, bizim de size…
Şenay Bıtırak
Geçmişte siyasette hakim olan “eleştirel kültür” den eser yok şimdi...
Gülay Akçakoca - 8 Eylül 2010, Çarşamba
“Rize Bezi”, jenerik bir isim olarak bir “feretiko” ismine göre daha zor bir markalaşma sürecine gereksinim duysa da, pekala bir şemsiye marka olabilir.
Bir sabah gelecek güzel habere kadar bekledik.
Bu sabaha kadar…
Tatiller İÇE DÖNMEK İÇİNDİR.
Yorulan bedenimizde kaybettiğimiz ya da kaçtığımız düşünme molaları içindir. Belki de kendimizi yeniden keşfetmemiz içindir.
Tatiller yenilenmek içindir.
Özel sektörde kıpırdanmalar var. Bize birşeyler oluyor, yolunda gitmeyen birşeyler var; ama ne, derken… Yavaş yavaş iletişim yönetimine, ihyitaçları olduğunu görmeye başladılar.
Antalyadan Bakışla - 28 Haziran 2010, Pazartesiİlk gençliğini 70’li yıllarda yaşamış, sobalı evlerde büyümüş olanlar dün gibi hatırlar, çizgi film tadındaki bu meşhur reklamı…
Tv8’in Ekran Renklerini Emanet Ettiği İki İsim Billur Güneşdoğan Ve Zeynep Tunuslu Televizyonda Yapılan Değişikler Ve Ekranda Olması Gerekenleri Anlattı.
İtibar Yönetimi kitabının yazarı Salim Kadıbeşegil:
“Sürdürülebilir kalkınma iş modellerini bilmeyenler, iletişimci olamayacak”
Halkla İlişkiler demek, bir otel lobisinde gelen müşteri ile ilgilenmek değil ki… Halkla İlişkiler, Türkiye’de önem bakımından ilk sıradaki sektör olmalıdır.
1 Mart 2010, Pazartesi