Öğrendim

Makaleler - 22 Ağustos 2007, Çarşamba
Öğrendim
Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim.
Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, `Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!` derdi. Annem de `Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksın babanla?` diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, `Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.` diye bağırmaya devam ederdi. `Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık` derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa
beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; `Bak, böyle uslu uslu oyna işte.` diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. `Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.` diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem `Odanı topla!`diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip `Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.` dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi `Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.` dedi.
Ben `Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.` dedim. O `Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.`dedi. Ben yine `Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.` dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: `Peki neden bizi küçük çizdin?` dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde `Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.` diyeceğim. Ve bir de bağıracağım `Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar`
Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi. Farkında Olmalı İnsan...Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı. Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti. Yarın meçhuldür.

O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yatkın.
Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi

Mehmet Bozalp

Yorumlar

ESRA MENEKŞE   23 Ağustos 2007, Perşembe

Hocam yine harika bir makale yazmışsınız.Aslında tüm anne ve babaların okuması lazım bunu.Tabi biz gençlerin de...Hepimiz hayatın o bilinmez girdabına girip çeveremizdeki insanları o kadar ihmal ediyoruz ki.Ve bu insanlar aslında bizim en değerlilerimiz oluyor çoğu zaman.bu kadar geniş zaman varken çevremizdekilere Seni Seviyorum diyemiyoruz sonra da dar vakitlerde sevmeye çalışıyoruz o en değerlilerimizi.Ama artık vakit bitmiştir ve son tren gitmiştir çoktan gideceği yere...Bu makale o kadar çok şey anlatıyor ki kelimeler yetmiyor anlatmaya.Elinize yüreğinize sağlık hocam.

meltem   27 Ağustos 2007, Pazartesi

gerçekten çok güzel bi makale benim de çok hoşuma gitti hocam yüreğinize,kaleminize,elinize sağlık...bazen herkes çok anlayışsız bi yapıya bürünebiliyor bu biz bile oluyoruz ama arkadaşlar kimsenin bir başka insana bunları yapmasına hakkı yok bence...

Adile GENÇ   30 Ağustos 2007, Perşembe

Pes vallahi bütün çocukların duygularını çok güzel dile getirmişsiniz hocam.Bence bütün anna babalar bunu okumalı diye düşünüyorum.Çok güzel bir yazı tşk.En azından ben anne olursam bu yazıyı dikkate alacam ve unutmayacam.

yasemin   4 Eylül 2007, Salı

öyle güzel bir konuyu kaleme almışsınız herkes okuyarak ben ne yapıyorum demeli iş hayatı malesef bir çok değerlerimizi yok ediyor zor koşullar en yakınlarımızla bile aramıza giriyor istemeden, geç olmadan özellikle çocuklarımızı hatırlamalıyız.

Sevcan   26 Ekim 2007, Cuma

Okudugumda gercekten cok etkilendim,hayatin akisina kapilip burnunun ucundaki sevgi bekeleyenleri goremeyenler icin cok iyi ders veren bir yazi.Begendigimden dolayi blogumda da yer verdim.
Hayati yarin yokmus gibi yasamak en dogrusu!Sonsuz sevgiler ve tesekkurler Hocam

gülhan   30 Ekim 2007, Salı

harika bir yazı bu cok etkilendim butun anne babalar bunu okumalı bence bazı davranışların yurekte buyuk yaralar actıgının o zaman farkına varırlar ancak sevgiler..

eda kaya   30 Ekim 2007, Salı

Bunun farklı bır versıyonunu dınlemıstım sankı bıryerlerde ama gercekten cok dogru bırseyın ustune parmak basmıssın.gunumuz calısan anne ve babalarımız bunu sureklı yapmakta zamanında kendılerınde olmayanı cocuklarına vermeye calısmaktalar ama kendılerını bu zamana getırenı yanı manevi guclerını unutmaktalar...

esma   28 Aralık 2007, Cuma

hocam makalenize bayıldım.iş yerindeki arkadaşlara bile okuttum. bazen insanlara en iyisini verebilmek için onları ihmal edebiliyoruz.çocuk olsun aile olsun eş olsun.bugünün değerini ancak bitince anlıyorsunuz.ama iş işten çoktan geçmiş oluyor.bize bunu hatırlattığınız için sonsuz teşekkürler....

almila   29 Aralık 2007, Cumartesi

Bende çok beğendim yazınızı.Ne yazık ki bir çok aile böyle şimdi .İletişimsizlik mümkün değil diye birileri bağıra dursun.İletişimsizlik eger ki senin susmanı karşındaki okuyabilliyorsa yani davranışlarımızla kodladığımız gizli kelimelerimizi çözebiliyorlarsa daha doğrusu çözmek İSTİYORLARSA mümkün değil işte o zaman iletişimsizlik.ama ne yazık ki hayatı kendimize öle bi yük haline getirmişiz ki bu yüksırtımızda bir kambur oluşturmuş ve etrafa bakmamızı engeller hale gelmiş.sonun da bakılmayan yüzler ,duyulmayan sesler ve anlamlarını yitirmiş renklerle kalakalmışz avucumuzda.NE OLUR HAYATLARIMIZ ERTELEMEYELİM...TELAFİSİ OLMAYAN TEK ŞEYDİR ZAMAN...
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.