Başımla Beraber...

Köşe Yazısı - 14 Ekim 2005, Cuma
YazıYorum: Şahnur Karaağaç
Semt bakkalımız Nurettin Abi, sessiz, heyecansız biraz da mahcup görünüşlü biriydi. Piknik tüpün üzerinde oturup saatlerce kuyruk beklediğimiz zamanlarda da, yarım paket sana yağı [halk arasında özel isim olarak kullanılmazdı, o yüzden küçük harfle yazılmıştır :)] istediğimizde de, yıllar sonra her gün kola istemek için tezgahın karşısına geçtiğimizde de, alışverişin küçüklüğüne büyüklüğüne bakmaksızın, ister kenarları kıvrık kıvrık hale gelmiş defterine yazdırın, ister çıkarıp tamamını nakit ödeyin, o her zamanki munis tavrıyla cevap verirdi.
"Başımla beraber"...

Başımla beraber... Bu cevap karşısında, alışverişimin azlığından rahatsız olur, tedirgin, acele tavırlarla dükkandan çıkardım.
Abes bir şey istemememe rağmen.
Nurettin Abi'nin işi bu olmasına rağmen.
Bakkal dükkanları böyle küçük küçük paralarla dönen ticarethaneler olmasına rağmen.
Ben isteğimi bir an için bile olsa sorgulardım...

Çocukluk işte, nerden de aklıma geldi?
İsteklerden.
Taleplerden.
Haddini aşan, düşüncesizce edilen taleplerden.

Sitemizi ziyaret eden bir sevgili arkadaşımız, sitemizi yetersiz bulmuş.
Tabii ki yetersiz. PR firmalarının müşterilerine yönelik çalışmaları, bunlara yönelik hazırladıkları bültenleri, benzer sitelerdeki gibi ücreti karşılığında yayımlanmalıydı. Gelen, konumuzla alakasız, garip ve anlaşılmaz onlarca maili tarayacak birden fazla editör çalışmalıydı, ziyaretlerde bulunacak, ilişkiler kuracak, röportajlar yapacak haber merkezi olmalıydı, reklam satış koordinatörü, pazarlama sorumlusu bulunmalıydı, sitede yer almasının istenmediği kişisel maillere cevap verecek danışmanlar olmalıydı.
Ama yok.
Bu kadarız, şahane oluşsun diye pervane, naçizane bizleriz.

Bir iletişim şirketinden Arzu Çetin, geçtiğimiz günlerde bir mail yazmış.
Kupkuru soğuk bir mail. Sitenin bir kaç yerinde rastladığı bir yazım hatasını, katkı ve düzeltme için değil de küçümser bir ifadeyle bildiren.
Yüzlerce sayfa haberin, isteğin, yakarışın, neşenin, hüznün, dersin, görüşün, verinin, katkının, yaratıcılığın, duyurunun, atamanın, genişlemenin, büyümenin, küçülmenin, yok olmanın, direnmenin arasında, aradığınız hataysa.... Tebrikler buldunuz! Bulursunuz...
Hurriyet gazetesinin resmi web sitesinde de bulursunuz, bir halkla ilişkiler ajansının resmi web sitesinde de.
-Düzeltmelisiniz!
-Başımla beraber....

Ödevini yapmak için sitemizi ziyaret eden ancak bizi yetersiz bulan, ödev konusunu aynen yazan, istedikleri belgenin .doc uzantılı olarak e-mail adreslerine yollanmasını isteyen sevgili arkadaşlarım, armudu pişirip ağzınıza düşürdük var sayalım, araştırma yapmadan, fikir yürütmeden, kendinizden bir şey katmadan, sindiremeden hazırladığınız ödevlerle hasbel kader okulu bitirdiniz, ya sonra? Müşteriniz için strateji geliştirmeniz gerektiğinde kimden isteyeceksiniz? Hazırlanan bir projenin maliyetini kime hesaplatacaksınız? Uygulatmak için uygulamaci.com’a mı başvuracaksınız?
-Ödevimi siz yapın.
-Başımla beraber...

Sitemize bir yazı eklenmiş bu gün;
Kategori: Reklamlar
Başlık: toplam kalite yöntemi
İçerik: bu yazının bulunmasını istiyorum

Bu talebe bir sürü şey söylenebilir, toplam kalite yönetimi ile ilgili bilgi istiyorsanız, sektörün bir yerindensiniz demek ama buna rağmen bu selamsız sabahsız talep için uygun bir kategori aramaya zahmet bile etmemiş, Reklamlar’a eklemişsiniz denebilir mesela, yazım hatasını, Türkçe harf kullanmamayı şimdilik geçtik, bir büyük harf kullansaydın, bir nokta koysaydın, bir girişi olsun, bir açıklama yapaydın, bir yere bağlasaydın bari, bir veda cümlesi yazsaydın denebilir...
Demeyeyim, ne diyeyim?
-Başımla beraber...

Yusuf Hayaloğlu’nun dizelerinde dediği gibi;
Beni vur...
Külümü al, uzak yollara savur...


6825 kez okunmuş Şahnur Karaağaç

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Hayat denize güzel...   1688 gün önce eklendi
Ay ne gerek vardı?   1853 gün önce eklendi
#PZ2016 Katlı Değer Yaratmanın Yolları   1871 gün önce eklendi
'HİÇ' kolay değil...   2438 gün önce eklendi
Pirinç tanesi...   2440 gün önce eklendi
Bazı zamanlar vardır utanırsınız...   2808 gün önce eklendi
Ailece harikalar diyarında...   2874 gün önce eklendi
19. İnsan Kaynakları Zirvesi Geniş Özeti   2895 gün önce eklendi
İletişimcilerden bir yeni mesajınız var...   2944 gün önce eklendi
'Pazarlama Zirvesi'nde neler konuşuldu?   2965 gün önce eklendi
Sıkıntılı Bir Durum Var!   3383 gün önce eklendi
Pardon Ama Fermuarınız Açık!   3481 gün önce eklendi
Kriz Benim Krizim Değil (mi?)...   3966 gün önce eklendi
Cuma sabahı çöplerimizi kapıya çıkarıyoruz!   4067 gün önce eklendi
O Bizim Kıymetlimiz   4103 gün önce eklendi
Artık meşe palamudu filizlenecek...   4179 gün önce eklendi
Havale Ediyorum...   4210 gün önce eklendi
Aman dikkat, yazılı iletişimde yanlış anlaşılmalar olabilir   4357 gün önce eklendi
Zor Yıllar...   4488 gün önce eklendi
Vurun Kahpeye   4575 gün önce eklendi
BÜMED Mezunlar Günü'ne Renk Kattılar   4963 gün önce eklendi
Onlar Oradaydılar...   5057 gün önce eklendi
Çocukları lösemi ile mücadele eden kadınlarımız...   5072 gün önce eklendi
Kol'u kullan!   5121 gün önce eklendi
Bir ürünün marka olabilmesi konusunda, siz ne dersiniz?   5184 gün önce eklendi
Yaşamın kavranması gereken özü...   5355 gün önce eklendi
Söz uçar, yazı kalır   5476 gün önce eklendi
Finans ve Halkla İlişkiler?   5536 gün önce eklendi
Her 10 Kasım'da...   5551 gün önce eklendi
Büyüyünce Ne Olsam?   5651 gün önce eklendi
İşte size bir hikaye;   5665 gün önce eklendi
Bir Sen bir ben bir de deniz olsa   5687 gün önce eklendi
Hayır efendim, anlatamadınız!...   5749 gün önce eklendi
Kadınlar Pazarı diye bir yer   5770 gün önce eklendi
Altın Müşteri Ödülü   5785 gün önce eklendi
Islak gündem   5790 gün önce eklendi
Deveye sormuşlar...   5797 gün önce eklendi
Ben ki Tanrıça İştar'ım   5798 gün önce eklendi
Öylesi de var böylesi de   5824 gün önce eklendi
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir   5847 gün önce eklendi
Yıldırır :)   5876 gün önce eklendi
Sen hiç deve gördün mü?   5898 gün önce eklendi
• Başımla Beraber...   5943 gün önce eklendi
Ne kadar az veri, o kadar çok bilgi(!)   6007 gün önce eklendi
Bitlis'ten misafir geldi!   6038 gün önce eklendi
Kendi İletişiminiz İçin...   6078 gün önce eklendi
Bu Şehirde   6090 gün önce eklendi
Dünyaca ünlü marka 5 lira Regal 4 lira   6096 gün önce eklendi
Seviyorum,   6111 gün önce eklendi
Ta ki karıncalar çıkana kadar...   6120 gün önce eklendi
Kutlu Olsun!   6120 gün önce eklendi
Erman Hocayla iletişim sanatı   6122 gün önce eklendi
Hey, Başın dertte!   6128 gün önce eklendi
PR'ciler! Şebin Karahisar'dan Çağrınız var!   6133 gün önce eklendi
Alışveriş Merkezi diye bişey...   6135 gün önce eklendi
Sen taviz kapısını bir defa aralarsan..   6143 gün önce eklendi
Turizm sektöründe tartışma bitmiyor   6146 gün önce eklendi
Haftasonu Uludağ Gözlemleri   6150 gün önce eklendi
Aziz Nikola out, Noel Baba in olmuş...   6155 gün önce eklendi
Marka bebekler   6157 gün önce eklendi
Turizm Acenteleri PR firması değildir!   6168 gün önce eklendi
Slogana vuruldum   6175 gün önce eklendi
Dilerim...   6186 gün önce eklendi
Hoş Geldi   6205 gün önce eklendi
Sinek Küçük...   6206 gün önce eklendi
Hilal Ay demektir, Ahmer ise kırmızı....   6213 gün önce eklendi
Virüsü Başka Yerde Aramayın   6217 gün önce eklendi
Evin Reisi kim?   6219 gün önce eklendi
Umarım hafızası zayıf insanlar olmaktan kurtuluruz   6246 gün önce eklendi
Pırlanta, Sonsuza Kadar   6251 gün önce eklendi
İyi niyet   6262 gün önce eklendi

Yorumlar

M.Ali Bozalp   15 Ekim 2005, Cumartesi

Anneannem...
Canım benim, nur içinde yat. Mezarını bile sık ziyaret edemiyorum. Affet.
Ama sen de biliyorsun yüreğimdeki yerini.
Ayrılalı 32 yıl olmuş senden. Bizi bırakmak zorunda olduğunda 12 Yaşındaydım.
Kara Çarşaf giyerdin. Bu günkülere baktığımda sanki üzerindekiler açısından bir fark yoktu.
Amaa bu günkü söylemle Misyonun ve Vizyonun vardı.
Hatırlıyorum Bir gün Fatih'deki Zıraat Bankasına gitmiştik. Ben muhtemelen 8-10 yaşlarındaydım. Memur bayan işlemlerini yapmak için *Mührünü istemişti (okuma yazma bilmeyenler, imza yerine mühür basardı). Sense elini çarşafının altından içeri sokup bir dolmakalem çikarmıştın. Ucu sapsarı altın gibi parlayan. Kağıdı çekip o harika imzanı atmıştın üzerine, kadıncağız tokat yemiş gibi olmuştu. Ne yapsın, nasıl bir aydın olduğunu nereden bilsin ki zavallı.
Ramazanları hatırlıyorum. Bazen Fatih camiinde bazen Sultan Ahmet avlularında. Yaşamayan hiç bilemeyecek sofraların ne kadar zengin olduğunu. Arkadaşlarından en çok hatırladığım Sultanahmetli teyzenin konağındaki İftar sofraları. Hoş, şen sohbetlerin, bizlerin diğer çocuklarla koşturmamız.
Bize kızdığın zamanlar hep bir hiciv ile belirtirdin tepkini.
Kırılmayalım ama ders de alalım diye. Bunu yalnız biz küçüklere yapmazdın paylanmayı hak eden nasiplenirdi hicivlerinden.
Bir tanesi vardı anlamını pek çözemezdim ama o zamanlar çok güldürürdü beni.
Büyüdükçe görüp yaşadıklarım öğretti tabi anlamını.
Yukarıda ki yazıyı okuyunca yine dilimin ucuna geldi, sanırım bu bayan da kimseyi kırmadan düzeltmeye çalışan bir ruha sahip.
Densizle densizleşmek istememekte ama susup şişmeyi de göze almamakta. Son yıllarda bir slogan oluştu buralarda "Susma. Sustukça sıra sana gelecek"
İşte ona teselli olsun istedim. Derdin ya...
EŞEK KABEYE TAŞ TAŞIMAKLA HACI OLMAZ.
Nur içinde yat.

onder   18 Ekim 2005, Salı

Merhaba Şahnur hanım, ağzınızdan bal damlıyor. Hakikaten bu sitenizi yetersiz buldum diyen arkadaşa ne kadar sinirlenmiştim ben de bir iki kelime karalamıştım. Bu yeni nesil nasıl da bozularak geliyor. Yani biz darbelerin çocuklarıyız ama yine de bu at gözlükleriyle dolaşmayı hep reddettik, hep düşünmeye çabalamaya bir tuğla üstüne tuğla koymayı amaç edindik. Hep kendimize, geç yaşta bilmediklerimizi öğrenmek, öğrenemediklerimiz için dinlemeyi ve sormayı hep görev edindik kendimize. Bilmiyorum ne olacak bu arkadaşlarımızın hali.

Bana kalırsa tek bildikleri tecrübemiz yok bizi işe almıyorlar, ödev yapcaz kaynak yok diye sızlanıp ağlamak. Valla ben bundan sonra bu arkadaşlara kendi başının çaresine bak diyeceğim. Burunları sürtülsün azıcık. Düşünün, üretin, proje geliştirin, insanların kapısını elleriniz kollarınız dolu çalın.

İş aramasını bilene, ödev yapmasını bilene dünyanın en kolay şeyi. Yav Google´dan arama zahmetine bile katlanmıyor bu adamlar. Bir de gavurca bilseler işleri ne kadar kolay olur ya neyse.

Yine uzattım kusura bakmayın

sevgiyle
önder

Sevcan   27 Ekim 2005, Perşembe

Size katılmamak elde değil Şahnur Hanım. Ama gençlerin üzerine çok fazla gidildiğini düşünüyorum bir genç olarak. Ben de yeni mezunum ama kendi çabalarımla projeler üretmeye çalışıyorum. Ama malesef toplumumuz artık çaba göstermeden bir yerlere ulaşmak istiyor. Sitenize gelince; ben keyifle takip ediyorum. Ve arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Bence mükemmel iş çıkartıyorsunuz deneyimsiz bir Halkla İlişkiler uzmanı adayına inanın çok şey öğrettiniz çok teşekkür ederim.

Demir Kangırlı   19 Kasım 2007, Pazartesi

Platforma üye olalı çok olmadı, bu yüzden geçmiş yazılarınıza yetişememişim. Fırsat buldukça geriye doğru okuyorum. Bu yazınızın üzerinden iki yıl geçmiş ama bakıyorum da hala güncelliğini koruyor. Umarım yazıya konu olanlar ve üslup ve had ne demek unutmuş olanlar mesajı almıştır. Nasıl da uygun düşen bir benzetme bir hikaye yakalamışsınız. Başımızla beraber.
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.